Lanet olsun içimdeki gazetecilik sevgisine!

1 09 2008

vadi
Özgür düşüncenin en büyük düşmanı liberalizm.

Zira düşünce özgürlüğünün zirvesi olarak kendisini dayatır ve ufuk kırar! Bu dayatmayla birlikte ‘marka’ putlarından akan paralar liberalizmi biricik ‘küresel düdük’ yapmış. İnsanlığın kanını emenler tarafından uşak liberalizmine mahkûm edilen diyarlarda bu düdük, düşünce özgürlüğünü fiilen ‘kökten batıcılık’ ile özdeş hale getirmiştir.

Ergenekon iddianamesi ile ilgili günlük haber ve yorum yapan yayın organlarımıza baktıkça gördüğümüz, çatışan kutupların bile gerçekte uşak liberalizminin teorik kökten yasakçı sınırlarına mahkûmiyetleridir. Ülkenizde bir iki liberalizm karşıtı mı var?

Bundan daha dehşetli yasak olamaz! Liberalizm; kirli, sivri ve sevimsiz birkaç kişinin ağzından kendisini lanetlettirerek sorgulanmaz hale geliyor!

‘Marjinallerle aynı çizgide görünmektense liberalizme sataşmayayım daha iyi’ diyoruz. Bu dehşetli yasak, Ergenekon iddianamesinden haber üretirken de beynimizi yönetiyor. Patronlarımız veya ideolojilerimiz için hangi malzemenin öne çıkarılması gerekiyorsa, zekâmızı o yönde işletiyoruz! Siyasi, ideolojik veya ekonomik açıdan ’sahibinin silahı’ olmaya mahkûm yayın organında ekmek parası için çalışmak çaresizlik!

İş, aslanın ağzında… En temiz yüreklisi, hiç değilse yaptığı işi kutsamaz, ülkedeki kutuplaşmanın getirdiği önyargı tuzağına dikkat etmeye çalışır. Ülkeyi geren kutuplaşma mesleği daha da güvencesiz hale getirmişken medya çalışanı, hakikat ve erdem kaygısını geçim gailesinin önüne nasıl geçirsin?

Bu ağır şartlarda vicdan muhasebesini önemseyen ve yaşayan meslektaşımız en fazla iyi niyetini koruyabilir…

Kaldı ki iyi niyeti bile korumak zor! Tabii iyi niyet vehminden söz etmiyorum! Onu en vahşi tetikçi gazeteci bile yaşıyor zaten. Hakiki iyi niyet, üstüne kafa yorulan ve çilesi çekilendir. Yoksa her meslektaşımız, ‘Karşı taraf o kadar kötü ki, ister istemez tetikçiye karşı tetikçilik yapmak zorunda kalıyoruz’ diyerek bir şekilde avuntu limanına kapağı atabilir. Küresel liberal devlerin köklü gaflet ve dalaletimiz üstüne inşa ettikleri kutuplaşma fitnesi içinde güzelliğin kırıntısına razıyız!

Hani neredeyse Kurtlar Vadisi’nin Muro karakterindeki kadar haysiyet çilesini meslekte görsek sevineceğiz: ‘Lanet olsun içimdeki bu meslek aşkına’ deyip feleğin cilvesiyle eğlenebilen, haram lokmadan ve ‘büyük laf’ şehvetinden elden geldiğince sakınmaya gayret eden medya adamı bile ilaç oldu.

Yalnız; bizdeki kirlilik, batıdan çok ağır ve yoğun diye peşin bir mesleki aşağılık duygusu içinde değilim! Aydınlanmacılık mümini kökten batıcı meslektaşlarımızın kutsadığı BBC gibi kurumlar bile derin ve rafine tetikçilikten münezzeh değillerdir. Aramızdaki fark, demokrasilerimizdeki gibidir.

Demokrasi yalanını bizden daha inandırıcı kılmayı becerdikleri gibi, dürüst medya görüntüsü vermeyi de o ölçekte başarıyorlar! Her yerde parayı veren düdüğü çalıyor! Para ister ‘marka’ denen putlardan gelsin, ister ‘gizli hükümet’ yönetimindeki organlarda olduğu gibi kamu maliyesinden! Lanet olsun içimdeki gazetecilik sevgisine.





Kurtlar Vadisi Pusu olacaklari nasil biliyor

24 08 2008

vadi

‘Kurtlar Vadisi: Pusu’ neredeyse sezon başından bu yana büyük kentlerin varoşlarında bombalı eylemler için hazırlık yapıldığını haber veriyordu. TV eleştirmeni Yüksel Aytuğ, ‘nasıl oluyor da dizi olacakları 6 ay önceden biliyor?’ diye soruyor.

Sabah/ Günaydın’daki köşesinde Yüksel Aytuğ konuyu şöyle anlatıyor:
”Bir kez daha “Kurtlar Vadisi” dizisinin “haberci” kimliğine vurgu yapacağım

Dizinin senaryosu, Ergenekon soruşturması başlamadan 6 ay önce yazılmıştı. Türkiye’yi bir çetenin idare etmeye hazırlandığı, kaotik eylemlere girişmek için kollarını sıvadığı, Uğur Mumcu cinayetinden Hırant Dink suikastına, Kahramanmaraş olaylarından Gazi Mahallesi’ndeki provokasyonlara kadar tüm eylemlerde bu gizli örgütlenmenin parmağının olduğu işaret edilmişti. Ve… Dizinin son bölümlerinde varoş eylemleri gündeme gelmişti.
İskender Büyük, taşeron olarak kullandığı PKK’nın şehir sorumlusu Muro’ya kenar mahallelerde bombalı eylemler yaptırmak istemiş, ancak Muro bunu kabul etmeyip, durumu nispeten daha zayıf eylemlerle geçiştirmeye çalışmış, bunun üzerine İskender Büyük onun kalemini kırıp, Emniyet’e ihbar etmişti. Kurtlar Vadisi: Pusu neredeyse sezon başından bu yana büyük kentlerin varoşlarında bombalı eylemler için hazırlık yapıldığını haber veriyordu. Peki Kurtlar Vadisi nasıl oluyor da gündemin 6 ay önünde koşabiliyordu? Senaristleri kahin miydi? Merakımı gidermek için dizinin senaristlerinden Bahadır Özdener’i aradım. Gazete haberlerinin satır aralarına sıkışan önemli ipuçlarını iyi araştırdıklarını, eski olayları analitik bir gözle inceleyip, gelecek için projeksiyon yaptıklarını söyledi. “Peki Ergenekon olayını yeni bölümlerde nasıl işleyeceksiniz?” diye sordum.

Özdener, ummadığım şekilde yanıtladı: “Aslında gündem ile koşut gitmekten rahatsızlık duyuyoruz. Zira bu eşleşme bizim asıl anlatmak istediklerimizi anlatmamızı güçleştiriyor. Güçlü bir devlet olmazsa bu tür olaylar devam edecektir. Biz, teröre teslim olunmaması gerektiğini, Avrupa ve Ortadoğu’nun yükselen yıldızı Türkiye’nin önünü kesmek için komplo kuranların planlarının boşa çıkarılması gerektiğini, herkesin başında bulunduğu işi en iyi şekilde yapmasıyla teröre karşı ferdi bir mücadelenin verilmesi gerektiğini, bu topraklarda teröristlerin amacı olan umutsuzluğa asla yer olmadığını anlatmayı sürdüreceğiz. Ve bunu yaparken yine gündemin önünde olup, insanları şaşırtmaya devam edeceğiz…” Belli ki, Ramazan ayından sonra yeni bölümleriyle ekrana gelecek olan Kurtlar Vadisi: Pusu’yu yine sıradan bir dizi gibi değil, gelecekten haber veren bir “bülten” gibi izlemeye devam edeceğiz”.





Vadideki Terör

15 08 2008

vadideki terör
Kurtlar Vadisi ve Terör! Evet, adı buydu. Mafya! Susurluk! Çuval terbiyesizliği! Ve işte terör! Gerçi ben ‘Kurtlar Vadisi Irak’ filmini, sekiz-on yaşındaki çocuklarla sinemaya teşrif etmiş ve “teşrifatçı” marifetiyle seyir yerlerine oturtulmuş bir aile ve onların çekirdek senfonileriyle birlikte izlemiştim.

Şimdi aklıma geldi son olaylardan sonra. Dizinin tanıtım filminde verilen bilgilere göre; Türkiye’de, son 25 yılda 50 bine yakın terör eylemi gerçekleşmiş. 1984′ten bu yana 600′e yakını çocuk olmak kaydı ile 40 bine yakın vatandaşımız ölmüş. Yaklaşık 5 milyon vatandaşımız ise yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalmış.

Resmi rakamlara göre terör eylemlerinin türkiye’ye doğrudan maliyeti ancak milyar dolarlarla ifade edilebiliyor. Yaklaşık zararın 300 milyar doları aştığı tahmin edilmekte. Bu da demektir ki; 7 tane GAP, Türkiye’nin dış borcunun 2,5 katı, 350 tane Boğaz Köprüsü, Türkiye’nin 83 yıllık sağlık gideri ve 75 tane Atatürk Barajı terör nedeniyle heba olup gitmiş. (Hesaplar üç aşağı beş yukarı böyle)
Bunu görünce, insan düşünmeden edemiyor.

Terör olmasaydı, dış borcu olmayan ve bir o kadar da ekonomisine yatırım yapmış bir ülke olacak mıydık gerçekten? ‘Ben, birikimlerimizi heba edecek başka bir şey bulurduk’ diye düşünmekten alamıyorum kendimi.

Neyse mevzuu o diğil. Gerçi bizim ne düşündüğümüzün ne önemi var? Şimdi genç kızları, çocukları, bilcümle kilitleyecek bir televizyon dizisiydi ‘Kurtlar Vadisi’. Zamanında anlatılamayan bir sürü şeyi göstermiş, anlatmıştı. Gerçi ‘Sağır Oda’, ‘Kırık Kanatlar’ gibi diziler bu derinlemesine ‘devlet’ mevzularının, devlet içindeki çatışmaların, hep devletinden yana olan yağızlarla devleti yemek isteyen müstevlilerin savaşını anlatmıştı. ‘Kırık Kanatlar’ dizisinde yıl 1925′lere kadar gidiyor ve vatanın refahı için yan yana gelen delikanlıların nasıl birtakım mevzulara(!) derinden girdiklerini anlatıyordu. Belli ki bu vatan, ne yaparsak yapalım “dahili ve harici bedhahların” tehditi altında bulunacak. Yani bize rahat yüzü yok. Birileri hep tehlike, birileri hep düşman, -hatta iç düşman- hatta kökü dışarıda düşman, birileri hep şuura bağlı ve milletperver, birileri hep hain olacak.

Çocukluğunun filmlerini vatan sahibi Kızılderililer’i haklayan kovboyları alkışlayarak geçirmiş bir milletin evladı olarak manidar durumlar yaşamadık değil bu dizileri izlerken. Sevimsizliğin, insan sevmezliğin, şüpheciliğin, dar kalıpçılığın ve görüşlülüğün nasıl bir şey olduğunu, daha bir yakından görüyorum şimdi. Bizim kuşak, ne steril yaşamış usta! Ne kazasız belasız yaşamış! Neler oluyormuş hayatta da haberimiz yokmuş! Bu diziler de olmasa neler olup bittiği konusunda hiçbir şey bilemeyecekmişiz. Yaşadığımız yeri ve ülkeyi, oturduğumuz mahallenin sokağı, odası kadar zannedecekmişiz.

Ne ufuk açıcı diziler, ne inceltici sözcükler, ne zarif sahneler. Bombalar patlıyor, insanlar biçiliyor, ayak hizasından tarananlar, boyun hizasından yukarıdan aşağı doğru tek mermiyle öbür dünyaya yollananlar, diri diri gömülenler, gömülüp üstleri betonla örtülenler.

Büyük sükse yapmıştı Kurtlar Vadisi. Girişi ve renkleri nasıl etkileyiciydi tanıtımlarında… Dizinin başında şöyle bir şey yazıyor ve biz inanıyorduk hatırlayın; ‘Yaşanan olayların ve adı geçen kişilerin gerçekle hiçbir ilişkisi yoktur!’ Bizim Avrupa Yakası dizisinin eski muhteşem sakini Gaffur’un deyişi gibi; ‘Anladım ben onu!’

Benim aklımda şöyle bir şiir tümcesi var; “Şu tepeyi aştın mıydı karşına deniz çıkacak, sakın şaşırma!” Hiçbir şeye şaşırmıyorum artık…
Şiirle, sevgiyle, saygıyla, hürmetle…

Takvim